• DERGİ
  • KAMPÜS
  • PROFİLİM
  • Yazarlar
  • Künye

  • Ana Sayfa
  • Eğitim
  • Röportajlar
  • Kültür-Sanat
  • Moda
  • Sağlık
  • Gezi
  • Spor
  • Teknoloji

Ana Sayfa » Gezi » Erasmus’lu bir öğrenci gözüyle İstanbul’da bir gün

Erasmus’lu bir öğrenci gözüyle İstanbul’da bir gün

Yazar: Editor    Etiket:  erasmuslu bir öğrencinin istanbulda bir günü, gezi haberi, istanbul    Tarih:  Nisan 8, 2011  |  Yorum yok



Laura Marie Franck
Çeviren: Deniz Yıldırım

Serin bir cumartesi sabahı, yeterince uyumuş olmama rağmen, güneş henüz Çiçekçi çatılarından yükselmeden, Üsküdar-Kadıköy minibüsüne yetişmek üzere, durağa doğru uzun ve soğuk bir yola çıktım. Beni Yoğurtçu Parkı’nda bekleyen arkadaşım Jaad’a biraz gecikmiş olduğumun farkındaydım. Jaad’la buluştuktan sonra, feribot yolunda birlikte, birer fincan salep içtik. Vapura bindiğimizde, sabah güneşi iyice yükselmişti, feribot yolunda bize eşlik eden ve yiyecek bekleyen martıları seyrettik. Bugünkü istikametimiz Kapalıçarşı ve Sultanahmet Camii’ydi. Yani özetle, Eminönü’yü keşfe çıkacaktık.
Eminönü İskelesi’nde inip, köprü boyunca dizilmiş balıkçıların arkasından yürüdük ve onların fotoğraflarını çektik. Yan yana dizilmiş onlarca balıkçıyı bir arada görmek oldukça ilginçti. Öğle yemeği vakti yaklaşınca, sesini en fazla duyurmayı başaran esnaftan karnımızı doyurduk.

Batıya doğru…

Tünelden köprünün diğer tarafına ulaşmak harika bir tecrübeydi. Kalabalık olmayan bir yer hatırlamıyorum. Daracık, idrar kokulu bir geçitten itile kakıla geçtikten sonra, nihayet nefes alabileceğimiz ve kalabalıktan kendimizi bir an kurtarabileceğimiz bir yere ulaştık. İstanbul’da haritaya güvenmektense yanımızdaki pusulaya ve içgüdülerimize güvenmeyi tercih ettik. Jaad’ın pusulası ve içgüdülerimiz, Kapalıçarşı’ya yaklaştığımızı gösteriyordu. Yolumuzu kalabalık anayollardan değil de daha çok tenha ve ilginç arka sokaklardan bulmaya çalışıyorduk. Amacımız bir an önce gideceğimiz yere varmaktan çok, gideceğimiz yere kadar birçok şey görmekti. Vitrinlerde sadece başörtüsü ve çocuk kıyafetlerinin olduğu bir sokaktan geçip Kapalıçarşı’ya ulaştık.

Fazla turistik bir yer…

İstanbul’un en bilindik yerlerinden biri olmasına rağmen, Kapalıçarşı, benim için tam olarak sevdiğim ve beğendiğim İstanbul’u yansıtmıyordu. Çok fazla turistik, maddi kaygısı olan, yapay bir yer olarak buldum burayı. Koca bir günü Eminönü’ne ayırdığımızı düşünürsek, bana göre Kapalıçarşı’da yarım saat geçirmek yeterliydi. Buradan çıkıp elinde parfüm satan seyyar satıcılara yakalandık. Orijinal mi değil mi bilemediğim Dior marka parfümleri 10 liraya satıyorlardı. Birden etrafımda, aynı ürünü satmaya çalışan 10’dan fazla seyyar satıcının bulunduğunu fark ettim. Satıcılardan kurtulup, yan sokağa geçtiğimizde, yalnızca yayaların girebildiği, birçok turistin olduğu bir park yerine ulaştık ve buradan yürüye yürüye Sultanahmet Camii’ne doğru yol aldık. Burada çay ve nargile içebileceğimiz küçük türk kafelerine rastladık. Güneş akşama kadar tepemizdeydi ancak, güneşli bir günün sıcak bir gün anlamına gelmediğini üşüyüp ceketlerimizi yanımıza almadığımız için pişman olunca fark ettik. Sultanahmet’ten çıktıktan sonra, Ayasofya’nın bulunduğu meydana gittik ve bir yarım saat fotoğraf molası verdik. Bize bir şeyler satmak isteyen seyyar satıcılarla sohbet ettik. Burada kendimize daha önce hiç denemediğimiz ve macun denilen, bir çubuk üzerine sarılan şekerlerden yedik. Gerçekten çok lezzetliydi. Arkadaşım Jaad, kendine ayrıca kendine kemik tarak almak istedi ancak bütün gün boyunca harcadığı para onu yarı yolda bıraktı. Güneş batmak üzereydi ve biz de yavaştan vapura doğru yol almaya karar verdik. Yolda, bize ayakkabı satmaya çalışan Harry Potter filminden fırlamış gibi görünen ve elinde güvercinlerle ve şapkayla fal bakmaya çalışan iki adama rastladık. Vapurda yeniden ısındık ve Anadolu Yakası’na varıncaya kadar, bütün gün yorgunluğuyla feribotun vapurun varış sirenine kadar bir güzel uyuduk.


    Paylaş
Yazar hakkında
Editor

Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız.


« Üniversite öğrencileri bu sorunun cevabını arıyor: Dil okulu, ama hangisi?
YEMEK, Ama Nasıl? »
  • Popüler Haberler

    • Sıcacık, enerjik, dobra ve tabi ki de güleç yüzlü: Saba Tümer
      O Türkiye’nin gülen yüzü; kahkahalarıyla milyonların içini ısıtan bir programcı......
    • Kısa süreli hafızaya uzun süreli çözümler
      Salondan mutfağa aceleyle gidip sonra neden mutfakta olduğunu düşündüğün...
    • “Fenerbahçeliler Kulübü” açıldı!
      Melis KARAAHMETOĞLU 2011 bahar dönemi ile birlikte Koç Üniversitesi öğrenci...
  • Fotoğraflar

  • Etiketler

    alo altın altın işçiliği atakan atakan ılgazdağ bahçeşehir barbaros şansal bilgi brezilya fönü bu moda hiç değişmez büyükada büyükada gezisi cilt cilt bakımı dans detoks detoks zamanı eğitim eğitim haberi eğitim çince Finlandiya finlandiya gezisi gezi işçilik koç kültür sanat kürkler meditasyon moda namaste röportaj saba tümer saç sağlık sağlık haberi sağlıklı saç suar suar modacı teknoloji telefon televizyon yeditepe yunanistan yunanistan gezisi çince
  • Giriş


    Parolanızı mı unuttunuz?
    Kayıp parola
    Vazgeç
  • Takvim

    Nisan 2011
    Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
    « Mar   May »
     123
    45678910
    11121314151617
    18192021222324
    252627282930  




 

 
© 2011 Kampüs Dergisi
Ege Basın Yayın Matbaacılık Bilişim Sistemleri San. Tic. Ltd. Şti.
info@kampusdergisi.com