• DERGİ
  • KAMPÜS
  • PROFİLİM
  • Yazarlar
  • Künye

  • Ana Sayfa
  • Eğitim
  • Röportajlar
  • Kültür-Sanat
  • Moda
  • Sağlık
  • Gezi
  • Spor
  • Teknoloji

Ana Sayfa » Röportajlar » Aslında fotoğraf

Aslında fotoğraf

Yazar: Editor    Etiket:  aslında fotoğraf, başar hatırnaz, fotoğraf üzerine röportaj    Tarih:  Mart 16, 2011  |  Yorum yok



Yeditepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Başar Hatırnaz, fotoğraflarında alışılmışın çok ötesine geçiyor. Fotoğraflarını görenlerin ilk tepkisi, ”ne güzel resimler yapıyorsunuz” oluyor. Başar Hatırnaz’ın yanıt gerçeği ortaya koyuyor: Aslında fotoğraf!

Filiz YİRMİ

Başar Hatırnaz, Rize’nin Pazar İlçesi’nde doğdu. 1989’da ailesi ile birlikte, İzmir’e taşındı. Üniversite için, İstanbul’a yerleşti. Marmara Üniversitesi Radyo Sinema ve Televizyon Bölümü’nde okurken; bir yandan da çalışmaya başladı. Çeşitli radyo ve televizyonlarda, iş hayatını sürdürdü. 2002 yılından bu yana, Yeditepe Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde, öğretim üyesi olarak görevini sürdürüyor. Geçtiğimiz Temmuz ayında, açtığı sergi ile fotoğraf adına bir ilki gerçekleştirdi. “Aslında Fotoğraf” konulu sergisi ile insanların, fotoğrafa olan bakış açısını değiştirdi. Fotoğrafa, dokunma hissi uyandırdı. İşte, Başar Hatırnaz ve fotoğrafçılık serüveni.

Fotoğraf sözcüğü hayatınızda ilk ne zaman var olmaya başladı?

Bu soruya, doğdum doğalı desem, yanlış olmaz. Çünkü Rize’de, Pazar ilçesinde; babamın dükkânının yanında, bir fotoğrafçı vardı. Ve “Foto Tamer” hala, olduğu yerde durur. Komşuluk ilişkileri, orada daha fazla olduğu için, her fırsatta kendimi, stüdyoda buluyordum. Ben, her üzüldüğümde babam beni fotoğrafçıya götürürdü. Moralim düzelsin diye, fotoğrafımı çektirirdi. Ortaokula geldiğim zaman ise; fotoğraf çekmeye başladım. Hep söylerim, hayatımda vazgeçemeyeceğim iki şey var: bisiklet ve fotoğraf. Her ikisinin arasında da ciddi bir bağlantı vardır. Çocukluğumda da babamdan ısrarla sadece, bisiklet ve fotoğraf makinesi istemişimdir.

İlk fotoğraf makinenizi ne zaman aldınız?

Sanırım, 80’li yılların başındaydı. Ortaokuldaydım. O zaman, Kodak vardı. Hani kasetli ve filmi olarak çalışanlardandı. Elbette, profesyonel anlamda fotoğraf çekmeye başladığım zaman da, üniversite yıllarımdır.

80’li yıllardaki makinem daha kıymetliydi diyor musunuz? Ya da hala o ilk makinenizi saklıyor musunuz?

Nostaljiyi severim. Eskinin güzelliklerini, unutmam. Göz ardı da etmem. Çocukluğumdan bu yana, sakladığım da çok şey vardır. Ama ben, eskiyi sevmekle birlikte, yeniyi de kabullenen bir insanım. Dijital teknolojinin avantajları var; dezavantajları da var. Analog sistemde, onun bir heyecanı vardı. Doğru pozlama yapmak, iyi çekmek gibi… Nasıl çıktı diye ayrı bir heyecanı vardı. Ama bende dijital fotoğrafçılık geldi, mertlik bitti diye bir söyleme katılmıyorum. Mesele, fotoğrafı görmektir. Çok iyi makinen var demek de doğru değildir. İyi makine, iyi fotoğraf çekmez. Teknoloji, artık çok gelişti. Herkes, fotoğraf çeksin. Kötü de olsa çeksin ki; o bakış açısının gelişmesi bile avantajdır. Ama dijitalleşme ile birçok şey değişti. Yazılımların devreye girmesi, fotoğrafın manipüle edilmesi ve orijinalliğin dışına çıkılması gibi…

Peki, bir fotoğrafçı nasıl yaşar?

Fotoğraf eşittir; önünüzde gördüğümüz, objelerin hepsidir. Dolayısı ile fotoğrafçı hayatı olduğu gibi yaşar. Hayata, biraz
farklı bakar. Bazen insanı estetik olarak rahatsız eden ama; bazen de insanı mutlu eden bir şeydir. Her zaman bir keşfet me vardır. Acaba farklı olan neyi yakalayabilirim, diye düşünür. Hatta bazen çok güzel bir kare görürüm; o zaman makinem yanımda olmadığı için hayıflanırım.

Fotoğraf ve resim kavramları çok karıştırılıyor. Aralarındaki farkı nasıl açıklarsınız?

Resim, bana domino etkisi gibi geliyor. Hani, birisine dokunursun da hepsi yıkılır. Sonuçta fotoğraf başka bir şeydir. Hayal gücünü kullanarak bir şeyler ortaya konulabileceği gibi; var olanın üzerinden gidip de bir şeyler de yapılabilir. Fotoğrafçı da ise; tamamen görmek ile alakalıdır. Bu da tecrübe ile olabilecek bir şeydir. İyi bir fotoğraf, gökkuşağı gibidir. Çünkü gökkuşağını görüp de, bakmayan yoktur. Her zaman, karşımıza çıkmaz. İstisnai durumlarda görürüz. Yani, bir şey ne kadar çoksa; o kadar da sıradandır. Fotoğrafta da ne kadar var olanın dışına çıkarsan, o kadar başarılı olursun.

Serginizin, hazırlık süreci nasıl ilerledi? Bu fikir, nereden doğdu?

Var olanı yapmamak, sıradan olanı yapmamak benim hedefimdir. Bir şey yaptığımda da, birileri bunu fark etsin isterim. Bu da, dijital ortamda çalışırken, aslında başka bir iş ile uğraşırken, keşfettiğim bir şey oldu.

Peki, yaptığınız bu çalışmanın adı nedir?

Aslında, ben bu çalışmamı, bir teknik uygulama olarak görmüyorum. Ben fotoğraflarıma, farklı bir yorum getirmek istedim. Sıra dışı olmak istedim. Amacım, fotoğraflarımı resim haline getirmek de değildi. Serginin adı da, “Aslında Fotoğraftı”. Benim için hala fotoğraf. Çünkü bir fotoğrafçı olarak yeni eser koymak, benimkisi. Orjinalligini bozmadan, fotoğrafa dokunmaktır. Belki, dijital art diyebiliriz. Dijital fırça ile yapılmış bir iş olarak görüyorum.

Sergide kaç fotoğrafınız vardı? Sergi ile ilgili ne anlatabilirsiniz?

İlk etapta, 40 fotoğraflık bir sergi yaptık. Yeditepe Üniversitesi, rektörlük binasında sergilendi. Ama şimdi “Aslında Fotoğraftı” formatında 80 tane fotoğrafım var. Geçen yıl, düzenledik sergimizi ve çok olumlu tepkiler aldım. Kimisi, fotoğraf mı resim mi algısına düştüler. Bu da, beni çok mutlu etti. Çünkü dokunma hissi uyandırdı insanlarda. Bu yüzden, tuval üzerine bastırdım. Sergi içerisinde de, satın almak isteyenlerde oldu.

Sergide, satış oldu mu?

Yok, satış düşünmedim ama bundan sonraki sergilerde, olabilir. Bazı yerler ile konuşmalarımız hala sürüyor. Eski ve yeni fotoğraflar ile birlikte; yeni birkaç sergi düşünüyorum. Ama benim için satış değil önemli olan; paylaşmak. Benim beğendiğim fotoğrafları, paylaştım sonuçta. Bu fotoğraflar sizin çocuklarınız gibi…

Siz, bu çocuklarınızı sergi için, nasıl seçtiniz?

Bu çalışma, her fotoğrafa uygulanabilir bir şey değil. Dolayısıyla uygulanabilir fotoğrafları seçtim. İyi ve kötü ayrımı, yapmadım. Belli bir konu üzerinden de gidilmediği için; dijital fotoğrafa uygun olanlardan yola çıktım.

Bir fotoğrafa ne kadar zamanda hazırlandınız?

Uygulama sürecine, ilk mouse ile başladım. Bu süreç de, tesadüfen otaya çıkan bir şey. İlk çalışmam da, gümlü olan fotoğrafımdı ve çok hoşuma gitti. Sonradan bir pad satın aldım ve onun üzerinden devam ettim. Uyguladıkça da, teknik ilerlemeye başladı. Bir fotoğrafa, bazen günlerce çalışıyorum; bazen de saatlerce çalışmam yeterli olabiliyor. Bu, tamamen fotoğrafın
içeriği ve dokusu ile ilgili…

Yeni sergiler olacak dediniz. Bu sergi de, farklı bir şeyler görecek miyiz?

Elbette olacak. Öncelikle sayı farkı var. Eski ve yeni çalışmalarım da olacak. Zamanla çalışmaya da, devam ediyorum. Güzel şeyler, olacağına inanıyorum.

Hem Karadenizlisiniz hem de fotoğrafçısınız. Bu ikisinin bir ilişkisi var mı?

Evet, ben memleketime çok bağlı birisiyim. Sık sık gitmeye çalışıyorum ama yine de özlüyorum. Bu yüzden, oranın doğasını, insanını, kültürünü, mimarisinden yemeğine kadar; her karesini çekmeye çalışıyorum. Özlediğim zamanda da, fotoğraflara
bakıyorum.

Haber34’te yazmaya devam ediyorsunuz, değil mi?

Evet yazıyorum. Hatta bu ay yazacağım konu da reyting gerçeği üzerine kurulu olacak. Yani, reyting ve reyting gerçekleri…

Biz bu konuşmamızı fotoğrafçılık üzerine başlattık. Ben de bu şekilde sonlandırmak istiyorum.Fotoğrafçılığa yeni başlayacak olanlara, ne demek istersiniz?

Öncelikle, fotoğraf çekmek için, dışarıya çıkmak gerekiyor. Bu şekilde, “neyi çekebilirim?” sorusu, üzerinden bakıyorsunuz etrafa. Bu da, sizin bir şeyleri görmenizi sağlıyor. Her zaman “Neyi daha iyi yapabilirim?” sorusunu düşünmeliler. İşin içinde de, sanat varsa; her zaman daha iyisi vardır. Fotoğraf, fotoğraf üzerinden hayatı öğrenmeyi ve algılamayı sağlar.


    Paylaş
Yazar hakkında
Editor

Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız.


« Tarihi keşfedin
Yeditepe’de yirmi farklı yabancı dil! »
  • Popüler Haberler

    • Sıcacık, enerjik, dobra ve tabi ki de güleç yüzlü: Saba Tümer
      O Türkiye’nin gülen yüzü; kahkahalarıyla milyonların içini ısıtan bir programcı......
    • Kısa süreli hafızaya uzun süreli çözümler
      Salondan mutfağa aceleyle gidip sonra neden mutfakta olduğunu düşündüğün...
    • “Fenerbahçeliler Kulübü” açıldı!
      Melis KARAAHMETOĞLU 2011 bahar dönemi ile birlikte Koç Üniversitesi öğrenci...
  • Fotoğraflar

  • Etiketler

    alo altın altın işçiliği atakan atakan ılgazdağ bahçeşehir barbaros şansal bilgi brezilya fönü bu moda hiç değişmez büyükada büyükada gezisi cilt cilt bakımı dans detoks detoks zamanı eğitim eğitim haberi eğitim çince Finlandiya finlandiya gezisi gezi işçilik koç kültür sanat kürkler meditasyon moda namaste röportaj saba tümer saç sağlık sağlık haberi sağlıklı saç suar suar modacı teknoloji telefon televizyon yeditepe yunanistan yunanistan gezisi çince
  • Giriş


    Parolanızı mı unuttunuz?
    Kayıp parola
    Vazgeç
  • Takvim

    Mart 2011
    Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
    « Şub   Nis »
     123456
    78910111213
    14151617181920
    21222324252627
    28293031  




 

 
© 2011 Kampüs Dergisi
Ege Basın Yayın Matbaacılık Bilişim Sistemleri San. Tic. Ltd. Şti.
info@kampusdergisi.com