• DERGİ
  • KAMPÜS
  • PROFİLİM
  • Yazarlar
  • Künye

  • Ana Sayfa
  • Eğitim
  • Röportajlar
  • Kültür-Sanat
  • Moda
  • Sağlık
  • Gezi
  • Spor
  • Teknoloji

Ana Sayfa » Gezi » Yakın, benzer hatta bizim gibi: Yunanistan

Yakın, benzer hatta bizim gibi: Yunanistan

Yazar: Editor    Etiket:  gezi, yunanistan, yunanistan gezisi    Tarih:  Şubat 10, 2011  |  Yorum yok



Herkesin bir yerlere gitmek hayalidir. Uzakdoğu, Afrika veya Amerika… Benim en büyük hayalim, İtalya. Ama öyle bir yer var ki, benim ikinci ülkem gibi. Orada doğmadım. Orada büyümedim. Ama dilini öğrendim, insanlarını sevdim. İlk ziyaretim, turistikti. İkincisi de olimpiyatlar için oldu. Üçüncüsü ise tamamen hayatımı değiştirdi. Bende kalıcı izler bıraktı. Yunanistan en çok da “Atina”, her şeyiyle artık bir parçam oldu.

Filiz Yirmi

“YUNANİSTAN TURU, ERASMUS PROGRAMI İLE GERÇEKLİK KAZANDI”

Öğrencisiniz, kariyerim adına bir şeyler yapsam diye düşünüyorsunuz. Hep vardı aslında aklımda ama korkuyordum. Oldum olası, ailesine çok düşkün bir çocuk oldum. Üniversiteyi bile dışarıda okumak istemedim. Fakat birden kendimi ERASMUS sınavında buldum. ”Yok ya, zordu” falan derken mülakat da bitti. Karşıki okuldan, ”sizi bekliyoruz” mesajı geldi. Okuldayım, sınıf arkadaşlarıma, ”bakın ben gidiyorum”, diyorum. Çünkü biliyorlar beni, ”yok ya bu gitmez” diyen de çok oldu. Gider gitmez derken, konsolosluğa gidiyorum, artık son aşama VİZE. Orada hayatımın, tamamen değişeceğini daha sonra anlıyorum… Şubat geliyor ve tüm Yunanistan, ama ilk önce Atina beni bekliyor. Canım ablam, yine beni bırakmıyor.

“BAZI ŞEYLER TANIDIK AMA KAFAMDA DOĞRU YERİ BULMAK ZAMAN ALIYOR”
Heyecan mı, korku mu derken kalacağım yurt otele gidiyorum. Gidiyorum ama bu kadar kötü bir yere gideceğimi hiç beklemiyorum. Aharnon, diye bir yer burası. Meğer mültecilerin kaldığı bir bölgeymiş. Herkes yabancı. Arap, Polonyalı, Arnavut ne istersen var. ”Allah” dedim kendi kendime, ”nereye düştük”. Sözde üçüncü gelişim. Ama geçmedim bile buralardan. Arkadaşlarla tanış, kendi arkadaşlarını bul derken bir sürpriz. Oda arkadaşım da Türk (Özgem)! Hatta daha bir sürü Türk var. Sözde dilimi geliştirmeye gittim ama hep Türkçe konuşuyorum. Olsun hayatımdan memnunum.
Atina’ya isterseniz ilk defa gitmiş olun, isterseniz onuncu defa, o meşhur Akropoli’ye gideceksiniz. Hani bir nevi iade-i ziyaret de diyebiliriz. Tıpkı, bizdeki Boğaz’a uğramak gibi bir şey oluyor. Neyse, Akropoli’ye gittik. Bizim takımdan kızlarla. O bir şey diyor, bu bir şey diyor derken bitirdik müzeyi. Gerçekten, görünmeye değer tarihi eserler var. Gezerken de diyorsunuz zaten muhteşem bir kültür mirası diye. Ama tepeye çıkamadık. Hava kötüydü. Olsun ben zaten gitmiştim…

“VE TABİİ Kİ SİNDAGMA”
Biz, Yunanlılarla sadece komşu değiliz aslında çok da benziyoruz. Hatta mekânlar bile benziyor. Sindagma diye çok güzel bir meydan var. Olaylar orada başlıyor, tüm insanlar orada buluşuyor ve de alışveriş için mutlaka orada buluyorsunuz kendinizi. Bildiğimiz Taksim aslında. Ama Yunanlılar’da kahve denen bir kültür var. Bu kültüre göre; günün hangi saatinde isterseniz, dostlarınızla “Ben bir kahve içeyim” diyorsunuz. Gerçekten de deniliyormuş. Kafeler rahat, sıcak ve de çok samimi… Biz, kaldığımız 5 ay boyunca, hadi Sindagma’da alışveriş sonra da “Pame ya cafe” diyorduk. Yani diliniz ne olursa olsun “Pame ya cafe?”, “Kahve içmeye gidelim mi?” herkesin dilindeydi. Böyle upuzun ama bir o kadar da geniş bir meydan düşünün. Etrafınızda bildik mağazalar ama Türkiye’dekilerden çok daha ucuz. Çünkü euro kullanılıyor. Ve bu bildiğimiz mağazalara, yeni sezon bizimkisinden erken geliyor. Daha sonra, bu meydan bitiyor ve kendinizi “Eski Yunan”da buluyorsunuz. Geleneksel kıyafetler mi, hediyelik eşyalar mı dersiniz; her şeyi rahatlıkla bulabiliyorsunuz. O geleneksel ayakkabıları da yine “Plaka”da bulabilirsiniz.

O yorucu gün, alışveriş ve kahve derken bitiyor. Acıktıysanız önce atıştırmalık bir suvlaki yiyeceksiniz. Bizdeki dönerin değişik bir versiyonu diyelim buna da. Pide ekmeği düşünün, içine de ya tavuk ya da domuz döneri veya şişi koyuyorlar. Domates, yeşillik ve de cacık. Yunanlılar bizim cacığa, caciki diyorlar. Ama suvlaki ile geçiştirilme olmaz. Yunanlıların, öyle bir mezeleri var ki; aç olmayan bile oturur yer. Pilakisi, patlıcanı, kabağı ve de horiatiki denen meşhur bir salataları var ki; asla hayır diyemiyorsunuz. Bu güzel sofraya da, bir kadeh şarap ya da bir duble uzo(rakı) ile eşlik ederseniz keyfinize keyif katarsınız.

“ATİNA’YA GİDİYORSAN PİREAUS LİMANINA UĞRAMAZSAN AYIP EDERSİN”
Atina, öyle bir büyüye sahip ki; Pireaus Limanı’nda önce güzel bir gezinti yapabilir, daha sonra da dev yolcu gemileri ile istediğin Yunan adasına gidebilirsin. Pireaus Limanı’nda, birbirinden şık restaurantlar var. Size önerim, buraya kadar gelmişseniz muhakkak balık yiyin. Hatta “buzukia” denilen eğlenceye göre; güzel bir Yunan müziği de dinleyebilirsiniz. Belki çalgıcılar buzukilerini bırakıp size o meşhur sirtakilerini de yaparlar.

“SELANİK AYRI BİR MEDENİYET!”

Bizim için Selanik, Atatürk’ün doğduğu yerdir. Hatta buranın küçük bir kasaba gibi olduğu, herkesin beraber, mutlu bir şekilde yaşadığı da doğruymuş. Selanik ile Atina tamamen başka yerler. Gezenlerin de onayladığı gibi Atina eşittir İstanbul, Selanik eşittir İzmir. Gerçekten de öyle. Selanik’in upuzun bir kordonu var. Öyle bir sahil ki; yürü de yürü… Sonra, gitmezsen çok şey kaybedeceğin Selanik Kalesi var. Bu öyle özel bir kale ki, her savaşta isim değiştirmiş. Kale, şu an müze olarak kullanılıyor ve her katında Selanik tarihini yaşıyormuş gibi oluyorsunuz. Tıpkı, bir zamanlar Türk toprağı olduğunu yoğun bir şekilde hissetmeniz gibi…

Selanik’te en duygulandığım ve iyi ki gitmişim dediğim yer Atatürk’ün eviydi. Hani 4.sınıf sosyal bilgiler kitabımızda o iki katlı ev var ya, şirin de bir bahçesi var. İşte bunlar hiç değişmemiş. Evi ziyaret ediyorsunuz ve o dönemi yaşıyorsunuz. Ama şu an, Atatürk’ün evi koruma amacıyla, Türk Konsolosluğu’nun bahçesinde yer alıyor.

“BATI TRAKYA, BİZİM TRAKYA’NIN AYNISI”
Aslında iki ülke birbirine o kadar yakın ki… İstanbul’dan araba ile yola çıkıyorsun. Gerçekten çok keyifli bir 3 saatlik yolculuğun ardından, İpsala sınır kapısındasın. Meriç Nehri, tamamen iki renge bürünmüş. Önce kırmızı-beyaz renkleri takip ediyorsun, sonra birden her şey mavi-beyaz oluyor. Ama en güzel kare, siz Meriç’i geçerken, iki ülkenin askerleri size el sallıyor.

Sınırı geçtikten sonra ilk şehir, Dedeağaç. Burası o kadar şirin bir yer ki sahil kasabası gibi… Sessiz, sakin ve huzur dolu… Daha sonra Kavala, Gümülcine ve İskeçe derken ortak nokta: Hepsinde de çok fazla Türk köyü var. Batı Trakya Türkleri, oldukça fazladır burada. Kendi yaşamlarını, kendi gelenekleri ile koruyorlar. Kendi Türkçeleri bile var. Mesela “0tobüse bineceğim” yerine “Otobüs alacağım” diyorlar. Çünkü direk olarak Yunanca’dan çeviri yaparak konuşuyorlar. Hatta aile büyüklerinden, Yunan dilini bilmeyenlerde de var.

SON…
Hayatınızın belli bir dönemini, kendi ülkenizden farklı bir yerde yaşamak zorunda kalıyorsunuz. Belki isteyerek, belki istemeyerek… Benim şansıma, her şey çok güzel geçmişti. Yunancamı geliştirdim, çok iyi bir okuldan referans aldım ve de bir ülkeyi, tamamen keşfetme şansını buldum. Özgürlük ise adı onu yaşadım. Yalnız kaldım… Büyüdüm… Ve geri geldim… Döndüğümde her şey bambaşkaydı. Hayatım hatta hayatımdakiler bile değişmişti… Evet, yine vurguluyorum. Atina, benim özelim. Geçen Kurban Bayramı’nda ziyaret ettiğim Atina, yine beni bekliyordu. Yolları, yemekleri, insanları bile benim için aşina. Atina, bekle beni! En kısa zamanda yine ziyaretine geleceğim. O zamana kadar kendine iyi bak…


UNUTMAYIN

GİDİN:
Atina’nın simgesi Akropoli’yi, gezdiktikten sonra, uğramanız gereken diğer önemli merkezler Monastiraki, Kolonaki ve de Lycabettus tepesidir. Atina’nın denizini de görecem diyorsanız; Faliro, Glyfada ve Voula’ya da uğrayın.

GEZİN:
Olymbion, Roma Pazarı, Panathinaiko Stadyumu – Kallimarmaro, Sounio’daki Poseidon tapınağını ziyaret etmeden şehirden ayrılmayın.

TADIN:
Gelenekselleşmiş suvlaki ve mezelere sakın hayır demeyin. Sabah kahvaltısının yapılmadığı şehirde, Tiropita, peynirli böreğin tadını kesinlikle unutamayacaksınızdır. Feta denilen peynirlerin de tadına bakın.

EDİNİN:
Eğer vaktiniz olursa, muhakkak ikinci el satan dükkânları, ziyaret edinin. Büyüleyici güzellikteki tablolara, çok ucuza sahip olabilirsiniz.

EĞLENİN:

Filmlere konu olmuş yunan müziğini dinleyin. Hemen her yerde akşam saatlerinde rastlayabileceğiniz buzukicilerle, ruhunuzu dinlendirin.

YAPIN:
Meşhur bir gece hayatı olan Atina’daki kulüplerin bir tanesinde sabahlayın. Sabah ilk ışıklarını Akropoli’nin tepesinde karşılayın.

ALIN:
Küçük yeşil sabunlar, tanrıçalı bardaklar, akropoli simgeli hediyelik eşyalar ve de muhakkak bir şişe uzo almadan şehirden ayrılmayın.

ÖĞRENİN:
Aksan olarak bizden farklı olsa da Yunanlılar da İngilizce’yi iyi biliyorlar. Her türlü yardıma açık olan halka, istediğinizi sorabilirsiniz. Hatta sizin Türk olduğunuzu öğrenince size sarılabilirler bile. Yunanca zaten en zor dillerden biri olarak kabul ediliyor. “Geia” kelimesini öğrenince merhaba diyerek hemen sohbete katılabilirsiniz. “Efharisto” teşekkürler.”Parakalo” ise “Rica ederim” demek. Ortak olan kelimeler de yok değil. Örneğin, karpuz-karpuzi.


    Paylaş
Yazar hakkında
Editor



İlginizi çekebilir

Tarihi keşfedin
Bu topraklarda, nice imparatorlar ve padişahlar, görkemli saraylarında hüküm sürmüşler. Bıraktıklarıyla da, tarihe ışık tutmuşlar. İstanbul’a ayak basan; âşık olmaktan kendini alamamış. Bu kentin tüm...


Orta Çağ hatırası, Sovyet izleri
Film dekorundan alınmış bir yer burası ya da beni tarihe gömmüşler. Hem de uzağa, Orta Çağ’a! Sokaklarında yürüdüm ben de, ara yollara saptım, merdivenleri çıktım. Haritasız dolaştım zaten bir ülkecik...


Romantizmi doruklarda yaşamak için keşfetmeye değer : Polonezköy
Sevdiklerinizle birlikte, görsel şölen sunan bir doğada harika bir gün geçirmek isterseniz Polonezköy en uygun yer. Kendinizi yenilenmiş, mutlu ve huzurlu hissedeceksiniz. Polonezköy’ün simgesi kirazdır ve çok...


Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız.


« Bir vapur sefası uzaklığında: Büyükada
El emeği göz nuru: Altın işçiliği »
  • Popüler Haberler

    • Sıcacık, enerjik, dobra ve tabi ki de güleç yüzlü: Saba Tümer
      O Türkiye’nin gülen yüzü; kahkahalarıyla milyonların içini ısıtan bir programcı......
    • Kısa süreli hafızaya uzun süreli çözümler
      Salondan mutfağa aceleyle gidip sonra neden mutfakta olduğunu düşündüğün...
    • “Fenerbahçeliler Kulübü” açıldı!
      Melis KARAAHMETOĞLU 2011 bahar dönemi ile birlikte Koç Üniversitesi öğrenci...
  • Fotoğraflar

  • Etiketler

    alo altın altın işçiliği atakan atakan ılgazdağ bahçeşehir barbaros şansal bilgi brezilya fönü bu moda hiç değişmez büyükada büyükada gezisi cilt cilt bakımı dans detoks detoks zamanı eğitim eğitim haberi eğitim çince Finlandiya finlandiya gezisi gezi işçilik koç kültür sanat kürkler meditasyon moda namaste röportaj saba tümer saç sağlık sağlık haberi sağlıklı saç suar suar modacı teknoloji telefon televizyon yeditepe yunanistan yunanistan gezisi çince
  • Giriş


    Parolanızı mı unuttunuz?
    Kayıp parola
    Vazgeç
  • Takvim

    Şubat 2011
    Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
        Mar »
     123456
    78910111213
    14151617181920
    21222324252627
    28  




 

 
© 2011 Kampüs Dergisi
Ege Basın Yayın Matbaacılık Bilişim Sistemleri San. Tic. Ltd. Şti.
info@kampusdergisi.com