• DERGİ
  • KAMPÜS
  • PROFİLİM
  • Yazarlar
  • Künye

  • Ana Sayfa
  • Eğitim
  • Röportajlar
  • Kültür-Sanat
  • Moda
  • Sağlık
  • Gezi
  • Spor
  • Teknoloji

Ana Sayfa » Gezi » Kısa ama uzun bir rüya; Finlandiya

Kısa ama uzun bir rüya; Finlandiya

Yazar: Editor    Etiket:  Finlandiya, finlandiya gezisi, gezi    Tarih:  Şubat 9, 2011  |  Yorum yok



“Herkesin bir Finlandiya hikayesi var. Paris, Venedik anlamam; Helsinki benim romantik şehrim. Bu şehre giden bağlanıyor, veda etmekte zorlanıyor. Benim hikayemde bir sürü arkadaş, doğanın en güzel nimetleri, gerçek mutluluk var.”

Doğaya saygılı olmak zorundasınız. Yolda önünüze ren geyiği atlayabilir, arka bahçenizde tavşan misafiriniz sizi gözetleyebilir ya da küçücük bir sincap size kafa tutabilir; siz sadece uzaktan seversiniz. Onların da bize saygısı var ama; sıra sıra ördekleri sağa sola dikkatlice bakıp yaya yolundan geçerken görebilirsiniz.”

Esra Söylemez

Önce kıştı…

Bazen gerçekten insan çok isteyince oluyor. Bazen nereye, ne amaçla gittiğin de önemli değil. Sadece gezmeye mi, o ülkeye aşık olmaya mı gideceğin belirsiz. Sıkılıp, üşümeye mi, yoksa karanlıkta depresyona girmeye mi gideceğinden habersiz, gitmek için gidersin bazen. Finlandiya nereden çıktı; dinlediğim müziklerin kahramanlarından mı, soğuk kuzey ülkesi karizmasından mı bilmiyorum; her zaman gitmek için can attım. Önceleri sadece hayaldi, sonra üniversitenin Erasmus’uyla çok yakın oldu birden. Öyle yakın oldu ki inanamadım, hazırlıksız yakalandım resmen. Daha vizesi, uçak biletiyle çırpınırken, bavullarımı son dakika hazırlayabildim ve uyudum, gözlerimi açtım Helsinki’deydim.

17 dereceden -14’e geçiş yaptım 6 Ocak’ta. Uçaktan inince, soğuk yüzüme çarptı; sanki o saniye ellerim kupkuru oldu, yüzüm gözüm çatladı, hatta derim bile soyuldu. Bu bana ilk “Finlandiya Merhabası” oldu. Sanki adapte olmam, Göller Ülkesini sevmem, soğuğa alışmam için gerekli bir oryantasyon süreciydi. Zaten adapte olmaya öyle yatkın ve istekliydim ki; kar kışta dakikalarca yürürken bir kez olsun gıkım çıkmadı. Sonra daha ikinci günde hayati önem taşıyan eldivenlerimden birini otobüste unuttum, otobüsü bekledim, geri geldiğinde eldivenim hala oradaydı, kimse dokunmamıştı bile. Bu da dedim; “ilk Finlandiya hediyesi” bana.

Evimle okul arası bisikletle yedi dakika, otobüsle ya da tramvayla belki on, yürüyerek on beş, yirmi. Helsinki’de benim dışımda her şey ve herkes çok dakikti. Tramvayın saatleri, hatta dakikaları dijital tabelalarda yazılı ve koşman lazım ya da -20’de 20 dakika beklersin ve bir sure sonra ellerin, burnun donar anlamazsın bile. İstanbul’da iki saatte ulaşabildiğim okulumdan sonra burası vahaydı benim için. Ama ben bu fırsatı da teptim ilk günden. Geç kalacağım korkusuyla yanlış tramvaya bindim, durağı kaçırdım ve gitmekte ısrar ettim. Tramvay şoförü çok karizmatik bir kadındı, o gün hava güneşli ve açıktı ayrıca tramvayda HIM çalıyordu. Ben gerçekten Helsinki’deydim; okula geç kalmıştım, olsun; ben Helsinki’deydim. Neredeyse bütün şehri gezmiş oldum böylece. Fantastik bir filmde başrolü oynuyordum ya da karlı, bembeyaz muhteşem bir yağlı boya tablonun içinden geçiyordum sessizce…

Hiç öyle karanlık, boğucu, insansız bir yer de değil üstelik. Hatta kalabalık bile sayılır bazen, caddede yalnız yürüdüğümü hiç hatırlamıyorum. Bizi kandırıp, olumsuz ön yargıyla kuşatanlara kızdım gidince. Helsinki karanlık değil, karanlık olsa bile her yer o kadar karlı ve beyaz ki; gözünüzü alıyor kristal ışıltılar. Kar taneleri yıldız gibi düşüyor üstünüze; elinizle silkelemeye kıyamıyorsunuz bile. Soğukluğuna soğuk, affetmiyor ama kolayı var; kat kat giyinmek gibi ya da her evde/apartmanda ortak kullanılan saunalar var. Öyle ki, bir Finli neredeyse her gün işten sonra saunada alıyor soluğu. Onlar bizim gibi karın, soğuğun meraklısı değil hatta çok sıkılmışlar, o yüzden sauna sefaları saatlerce sürüyor, partilere dönüyor. Kara dayanıklı rengarenk tulumlar da Finlilerin korunma yöntemlerinden biri. Ayrıca öğrenciler, denizci şapkalarıyla beraber özel günlerde, çılgın partilerde, mezuniyetlerinde bu tulumlarla geziyorlar.

Okulun ve derslerin tam anlamıyla başladığı zaman, çoktan arkadaşlıklar kurulmuştu. Hem Finlilerle hem dünyanın her yerinden gelen Erasmus öğrencileriyle kocaman, kalabalık bir aile olduk. Beş buçuk ay kaldığım bu şehirde bir an olsun kendimi yalnız hissetmedim böylece. Bir yere ucuz uçak bileti bulunca toplanıp, kararsızlığa düşmeden kırk kişi gittiğimiz geziler, kimsenin eğlenceye hayır demediği gece gündüzler; okula, yemeğe, kahve içmeye kabile gibi gittiğimiz anlarla doluydu Helsinki günleri. Zamanı boşa harcama lüksü yoktu; hayat eğlenceden ibaretti ve hep dersleri önemsiyormuş gibi yaparak geçti. Hem gerçekti; bunu en çok parasız kaldığımızda hissederdik, hem de rüyaydı bir gün biteceğini bilirdik. Finlandiya’da herkesin ne kadar rahat ve kaygısız olduğunu görünce biz de böyle hissetmeye başladık. Bir süre sonra gerçekten dert adına bir şey kalmamıştı. Herkes o kadar mütevazi ve rahattı ki Finlandiya’da, kim zengin kim fakir ayırt edemez olduk. Bir o kadar da çekingen Finliler, soğuklukla alakası yok yani.
Finlandiya’yla ve orada yaşayan insanlarla bu kadar içli dışlı olunca hem biz biraz adetlerimizi anlattık hem de onların adetlerini kaptık. Fantastik bir 14 Şubat geçirip buz pistinde kaydık, baharın gelmesini bir metre kar varken kutladık, yemeklerin yanında süt içtik, saunadan çıkamadık.
Ve evet kızları çok güzel, erkekleri yakışıklı. En başta herkes gözünüze süper model gibi görünüyor; kasiyerden tutun, eve cam silmeye gelen çocuğa aşık oluyorsunuz. Sonradan alışıyorsunuz o ayrı ve bu sefer süper modellik sırası sizde, ama beyaz tenli, renkli gözlü ya da sarışınsanız pek şansınız yok; size Fin damgası vurup, bakmazlar bile.

Sonra yaz geldi…

Kış boyunca donmuş göllerin üstünde yürüdüm, hatta bir kere çatlama sesiyle hayatımın en büyük korkusunu yaşadım. Ama sonra denizin üstüne oturmuş gemiler bile yüzmeye başladı yavaş yavaş. Kışın, beyazın koruduğu yeşil, ortaya çıktı. Geç uyanınca güneşi göremezken, bu sefer gece on birde güneş gözlüğüyle gezme dönemi başladı. Güneş hiç batmadı, nisanda kar yağarken hala; vitrinlere yaz gelmişti. Biz de özendiğimiz yazlıklara mayıs haziran gibi kavuştuk. Zaten Finliler güneş hasretiyle o kadar yanıyor ki, en ufak güneşte yatıyorlar çimlere, yol kenarlarına.
1 Mayıs’ın da anlamı büyük. Vappu’yu kaçırmamak gerek, binlerce insan sokağa dökülüyor, öğrenciler tulumlarıyla ve herkes bin bir türlü tuhaf şapkalarla, giysilerle bu günü kutluyor.
Tertemiz doğasında, Finlandiya’nın pek çok yanı keşfe açılıyor bu dönemde. Bitmeyen günler, beyaz gecelerde; Helsinki’ye on beş dakika uzaklıktaki Suomenlinna adasına gidip, piknik yapmak çok keyifli. Suomenlinna tarihi bir koruma, deniz adası. Şimdiyse mavinin, yeşilin, biraz da tarihin görüleceği en güzel yerlerden biri.
Helsinki’ye yüz kilometre uzaklıktaki başka bir yer ise; Hämeenlinna. Katıldığım bir gençlik -gençlik yanlış anlaşılmasın, baya teen-age- festivali bile çok eğlenceliydi. Göllerle kaplı bir yerde, yemyeşilin içinde inanılmaz eğlenceli oyuncaklarla, boyumuza bakıp utanmadan, küçük Finliler’in tezahüratları eşliğinde yarıştık.
Ayrıca Finlandiya’nın pek çok yerinde genellikle birkaç günlüğüne kiralayabileceğiniz Mökki adında ahşap evler bulunuyor. 8-10 kişi kiraladığınızda kişi başı 20 Euro gibi bir fiyata geliyor. Ormanın içinde ve göl manzaralı evler ömrü uzatıyor.

Ama Finlandiya hep güzeldi…

Alice Harikalar Diyar’ında yolculuk her daim güzel. Bu ister kıştan yaza olsun, ister soğuktan sıcağa ya da güneyden kuzeye; buranın büyüsüne kapılmamak elde değil. Finlandiya’da dinlediğiniz şarkılar, okuduğunuz sözler, güldüğünüz şeyler, arkadaşlar, aklınıza öyle bir kazınıyor ki; hep hatıralarla yaşıyorsunuz sonrasında. Finlandiya yolculuğu hiç bitmiyor, bağlanınca sürekli özlediğiniz bir yer. Özgürlüğünüzü doyasıya yaşayabileceğiniz, her an her yerde bir şaşkınlığa sebep olan ülke; Finlandiya. On yaşındaki Finli çocukların sınıfında arkadaşımla beraber “konuk öğretmen” bile olduk. Veda etmesi öyle zor ki, insan en yakın arkadaşından uzaklaşmış gibi hissediyor. Tabii bir anlamda her an bir şeyler yaşadığın, her gününü birlikte geçirdiğin, normalde ülkenden çok uzakta yaşayan insanlardan uzaklaşmak da hiç kolay olmuyor. Yine de seni iyi ki tanımışım Finlandiya, tekrar görüşmek üzere…

HELSİNKİ ŞEHİR HAYATI

-Helsinki’de çok deli var! Gecenin üçünde, mavi saçları belinde, yüzünde onlarca piercingli bir çocuk; korkudan ölme ihtimalinizi hesaba katmadan kapınızı çalıp, tuz isteyebilir. Sabahın dokuzunda iki sarhoş, tramvayda burnunuza votka dayayabilir. Kendini ateşe verip, bununla eğlenen birini görmek de mümkün.

-Helsinki, alışveriş delisi bir şehir. Pahalı olmasına rağmen, market alışverişleri için LIDL gayet ucuz ve kıyafet için de pek çok ikinci el mağazayı ziyaret edip, orjinal ve ucuz şeyler bulabilirsiniz. Çılgın İndirim Günleri’ni kaçırmamaya çalışın.

-Hava durumu Finlandiya’nın genelinde çok konuşulan bir şey. Her gün, çok büyük değişiklikler beklemeden takip edilmesi gerekli.

-Helsinki’de ucuza Nokia hayallerine kapılmayın, genellikle eski Nokia’lar kullanılıyor.

-Helsinki 2012’nin Dünya Tasarım Başkenti.

-Trafik derdi yok, zaten araba da çok yok. Beş buçuk ayda toplam üç kere korna sesi duymamı da; bisikletin yaz kış ulaşım aracı olarak kullanılmasına bağlayabiliriz. İnsanlar da kurallara saygılı, kırmızı yanarken boş yolda yola atlayanı görmedim. Taksiler de Mercedes ya da BMW, dolayısıyla beş dakikalığına kendinizi kontes gibi hissetseniz de, kısa bir mesafeden sonra ödediğiniz para oldukça fazla.

-Cuma ve cumartesi geceleri her yer geç saatlere kadar çok kalabalık.

-Apocalyptica, HIM, Children of Bodom, Sonata Arctica, Nightwish, Stratovarius, Sentenced gibi pek çok ünlü rock, metal grubunun doğduğu yerde, şanslıysanız sevdiğiniz grupları dinlemeye gidebilirsiniz.

-Film kiralama dükkanlarında yüzlerce DVD ve pek çok şekerleme bulabilirsiniz.

-Komşu şehirler Espoo ve Vantaa’da bulunan IKEAlar’dan birine gitmek şart. Helsinki’deki evlerin genellikle yirmi-otuz metrekarelik oluşu ve nasıl yaşanılabilir hale getirilebileceğini görmek açısından iyi bir fırsat.

-Kışın bile dondurma kuyruğundakileri görünce şaşırmayın.


Mutlaka;

Gidin: En önemli kiliseler: Senato Meydanı’ndaki, Helsinki’nin yapıtaşlarından, muhteşem bembeyaz; Tuomiokirkko, hemen yakınındaki Ortodoks kilisesi; Uspenskin Katedraali ve kayalardan oluşan yer altındaki; Temppeliaukion Kirkko.
Kuzey yarım kürede bulunan, soğuğun, zorlu doğa şartlarının en çok hissedildiği; bolca ren geyiği görebileceğiniz, Lapland.
Gezin: Ateneum, Doğa Tarihi Müzesi ve modern sanat galerisi Kiasma.
Tadın: Somon balığının tadına bir de orada bakın. Pek çok tatlının ve şekerlemenin meşhur olduğunu unutmayın ama siyah olan ‘Salmiakki’ye dikkat! Fazer, çikolataları ve tatlılarıyla en ünlü marka. Bazen fabrikasına geziler yapılıyor; kaçırmayın! Finlandiya’da kahveler güzel ancak çok sıcak olmalarını beklemeyin. Bir fincandan sonra sınırsız kahve içmek istiyorsanız da; Cafe Lasipalatsi’ye uğrayın.
Okuyun: Beyaz Zambaklar Ülkesi, Finlandiya tarihini ve bugüne nasıl gelindiğini anlatır.
Yapın: Saunadan çıkıp, buzlu göle atlamak buranın olmazsa olmazlarından.
Alın: Marimekko, Iittala, Arabia gibi ünlü Fin markalarından ufak da olsa bir şeyler edinin. Zira ucuz değiller.
Eğlenin: Linnanmäki, Helsinki’deki eğlence parkı, değişik bir sürü oyuncakla eğlenebilirsiniz.
Öğrenin:
Hemen hemen herkes İngilizce konuşup, Fince öğrenmeye çalışan birine, “gerek yok” deseler de bir kaç Fince kelime öğrenmenin zararı olmaz. Kippis; şerefe, kiitos; teşekkürler demek; moi ve hei de “merhaba” için kullanılan sözcüklerden. Bunları ikileme olarak söyleyince de “güle güle” anlamına geliyor. Fincenin aynı dil grubundan gelmelerine rağmen Türkçe’yle çok büyük benzerlikleri yok. Ancak Fince de Türkçe gibi yazıldığı şekliyle okunuyor.


    Paylaş
Yazar hakkında
Editor

Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız.


« “Brüksel lahanası -Washington portakalı” tadında bir sohbet: Atakan Ilgazdağ
Niye “Alo” ? »
  • Popüler Haberler

    • Sıcacık, enerjik, dobra ve tabi ki de güleç yüzlü: Saba Tümer
      O Türkiye’nin gülen yüzü; kahkahalarıyla milyonların içini ısıtan bir programcı......
    • Kısa süreli hafızaya uzun süreli çözümler
      Salondan mutfağa aceleyle gidip sonra neden mutfakta olduğunu düşündüğün...
    • “Fenerbahçeliler Kulübü” açıldı!
      Melis KARAAHMETOĞLU 2011 bahar dönemi ile birlikte Koç Üniversitesi öğrenci...
  • Fotoğraflar

  • Etiketler

    alo altın altın işçiliği atakan atakan ılgazdağ bahçeşehir barbaros şansal bilgi brezilya fönü bu moda hiç değişmez büyükada büyükada gezisi cilt cilt bakımı dans detoks detoks zamanı eğitim eğitim haberi eğitim çince Finlandiya finlandiya gezisi gezi işçilik koç kültür sanat kürkler meditasyon moda namaste röportaj saba tümer saç sağlık sağlık haberi sağlıklı saç suar suar modacı teknoloji telefon televizyon yeditepe yunanistan yunanistan gezisi çince
  • Giriş


    Parolanızı mı unuttunuz?
    Kayıp parola
    Vazgeç
  • Takvim

    Şubat 2011
    Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
        Mar »
     123456
    78910111213
    14151617181920
    21222324252627
    28  




 

 
© 2011 Kampüs Dergisi
Ege Basın Yayın Matbaacılık Bilişim Sistemleri San. Tic. Ltd. Şti.
info@kampusdergisi.com